Gerçek Kahraman - Free Guy (2021)

BilimKurguY.jpg
IyiHissetY.jpg
 
free guy.jpg

Yönetmen: Shawn Levy

Oyuncular: Ryan Reynolds, Jodie Comer, Taika Waititi

Bence: Geliş - Arrival ve Tuhaf Şeyler – Stranger Things’in prodüktörü ve Hollywood’un tam orta yerinden çok sayıda tipik Hollywood aksiyon filminin, romantik komedinin yönetmeni Shawn Levy’nin yeni filmi, hem sinematik olarak posterinin vadettiğinden fazlasını hem yönetmeninden daha önce görmediğimiz - mesafeli durduğu çok katmanlı tartışmaları beraberce sunuyor. Gerçek Kahraman, bugüne ait bir avuç birbirleriyle ilişki konuyu (sorunu-tıkanıklığı-geleceğe dair belirsizliği-risk faktörünü- kapıya dayanan yumurtaları), hala hip sayılabilecek Reynolds-Waititi tarzı komedi içinde çözerek ve Hollywood ana akım macera filmi temposu altında hafifleştirmeye çalışarak tartışıyor. Bir video oyunundaki figürasyon karakterlerin (NPC: Non Playable Character, yapay zekanın algoritmalarla yönettiği karakterler), yapay zeka teknolojisindeki gelişmelere sırtını dayayıp Turing testini geçebildiği – yani düşünebildiği/canlandığı bir evrende film, trans-hümanizmden sınıf çatışmasına pek çok tarihsel ve yeni yeni olgunlaşıp ayağımıza dolanmaya başlayan konu üzerine düşünüyor.

Gerçek Kahraman, pek çok film ile yakın ilişki içinde; bazı filmlerin merkezinde yatan tartışmaları kendisininkini inşa ederken kullanırken; bazılarının karşısında konum alarak zaman kazanıyor; bazılarının ise belli perspektiflerden doğrudan devam filmi niteliğinde: Trans-hümanizm, makine-insan hiyerarşisi ve canlı olmak üzerine tartışmaları ile Westworld ile; yapay zeka-insan yakınlaşması üzerinden Aşk-Her ile ilişkide… Diğer taraftan kapitalizm eleştirisi ve sınıf çatışması üzerinden Carpenter’ın bence iyi film Yaşıyorlar-They Live ile; gerçeklik ve hakikate bakışı ve tüketim toplumu eleştirisi üzerinden de Truman Show ile güçlü ilişki içinde… Gerçek Kahraman, hümanizm/post-hümanizm bağlamında Matrix ile hesaplaşıyor ve Matrix’in insan merkezli dünya görüşüne karşı pozisyon alıyor. Tek bir mubah-geçerli-kabul edilebilir varlık alanı fikrini ve bu bağlamda sadece tarihsellik üzerinden kurulu bir gerçekliği reddediyor. Film, tüm bu büyük tartışmaları tek bir masaya yayıp beraberce üzerlerine düşünmesine rağmen bir yandan da Hollywood gişe filmi olma niyetini saklamıyor. Bunun sonuçlarından biri olarak ortaya çıkan gönül ilişkileri damarı ve filmin sonunda kendini park ettiği yer oldukça tüketilmiş ve sıradan öğeler içeriyor. Filmin ciddiyetle tartıştığı konular yanında ana akımdan ödünç aldığı kolu zayıf ama bu kolun filmi hafifletici etkisi de yadsınamaz. Film ile daha kolay ilişkiye geçebilmek için dijital oyun dünyasına az buçuk aşina olmak işe yarayabilir, ancak bu bir ön koşul değil. Kendi içine serpiştirdiği, izleyicisini güldürmeye çalışan ve saf eğlenceye bakan skeç-vari parodik sahneleri bir yana film; senaryosundan ziyade, durup tartışmalara baktığı yer ile, bugünden kendi evrenine taşıdıklarıyla, sorduğu sorular ile değerli… Yani – daha sıkıcı bir ifadeyle- her ne kadar bolca hareket-imgelerle bezeli olsa da merkezinde yer alan zaman-imgeler konstellasyonu ile değerli...

Gerçek Karaman’ın; bir iki kişinin ve bu kişilerle ilintili eylem serilerinin, yaşadığımız dünyayı değiştirebileceğine dair bir inancı var. Buna bağlı olarak da muktedir kahramanlara inanıyor. Bu inancına paralel oalrak filmin, geleneksel-sinemanın kendini bugüne uzatabildiği ana yollardan olan Hollywood eğlence—aksiyon sinemasıyla göz ardı edilmesi mümkün olmayan bir ilişkisi var. Ancak filmin esas sanatsal – ve felsefi- kasları; bugünün sorunlarını ortaya seren, belgesel tavırlı bir zaman-imgesel anlatım kanalına yerleşmiş. Bu iki kanalın beraber, iki sıklet merkezi olarak çalışması filmi klasik Hollywood aksiyon sinemasından uzaklaştırmış  - veya en azından buna kat çıkmış - ve bütünü dönüştürmüş, özgünleştirmiş.

Metinler arasılığın kendisini kolay ele verdiği Gerçek Kahraman’ın en yakinen ilişkide olduğu film 1988 yapımı Yaşıyorlar- They Live. Hatırlatmak gerekirse; Carpenter’ın filmi üst sınıflar tarafından sömürülen alt sınıfları ele alan bir hırs kültürü ve kapitalizm taşlaması – tıpkı Gerçek Kahraman gibi. Kapitalizmin kurduğu özne ve düşünce kontrolü sistemi vesilesiyle sömürülenlerin zihninde imkanların sınırlanması ile ilgili bir film – tıpkı Gerçek Kahraman gibi. Yaşıyorlar’ın isimsiz baş kahramanı (sadece film sonundaki kredilerde baş kahramanın adı Nada [Hiç] olarak geçiyor), kontrol eden sınıfın dışında kalanları temsil ediyordu ve kapitalizmin zihin kontrolünden çıkmak/büyüyü bozmak için bir özel güneş gözlüğü kullanıyordu – evet, tıpkı Gerçek Kahraman’daki baş karakterin adının jenerik Guy (adam) olarak seçilmesi ve yine kontrol edilen sınıfı temsil etmesi gibi. İki filmde de baş kahramanımızın en yakın arkadaşı siyahi ve baş kahramanlarımız bu dostlarına (Gerçek Kahraman’da adı Buddy [Dost]) gerçeği-gösteren-gözlükleri takmaya ve onları da gerçeklikle ilişkiye sokmaya çalışıyorlar. Tabii ikisi de bunu reddediyorlar: Yaşıyorlar’ın ikonik 6 dakikalık sokak kavgası sahnesi bu zorlama-reddetme meselesi üzerine. Burada gözlük aslında bir perspektif değişikliği ve bir episteme değiştirme, bir paradigma değişimine karşılık geliyor. Gallieo ile Kardinal Bellarmine hikayesi de buna tarihsel örnek olabilir: Galilleo, kardinali yeni teleskopik gözlemleriyle desteklediği güneş merkezli uzay modeline ikna etmek için, ondan teleskoba bakıp kendisinin kanıtları görmesini rica ediyor. Bellarmine bunu reddediyor; çünkü teleskopta göreceklerinin kendisinde bir episteme kaymasına neden olacağını ve altından kalkamayacağı bir biçimde tüm hayatını anlamsızlaştıracağından korkuyor. İnsanın kendi ömrünün anlamına verdiği değer, insan olmaklığın en büyük lanetlerinden biri – Yaşasın Camus.

They-Live-message-John-Carpenter.jpg

Kurulmuş özne (Kapitalizm tarafından belirlenmiş özne) ile birey (sınırlarını aşıp, imkanlar üreten, çok parçalı birey) ayrımı da filmin önemli tartışma alanlarından; film, bilgisayar oyunu figürasyonunun (aslında bu kapitalizm içindeki işçi sınıfına karşılık gelecek), kurulmuş öznelikten kurtulup bireyleşme hikayesi olarak da okunabilir. Bu hikaye içinde bizim dünyamıza uzatılan bir reçete olarak da… Tüm figürasyonun sıkıştığı rutinler, bir işi başka türlü yapmaları beklendiğinde ortaya çıkan infialleri ve “ama bu imkansızlar“; filmin başında figürasyonun tamamının kurulu özneler olmalarının sonuçları… Mesela filmde figürasyona dahil bir karakter, devamlı tehditle çevrili olduğunu düşündüğü – bu ona düşündürüldüğü için - ona hep bir silah doğrultulmuş gibi daima elleri yukarıda yaşıyor. Bu karakter, ellerini bireyleşmeden indirmeyi de başaramayacak. Bireyleşme iradeye ve sınırları aşmaya bağlı – ki burada figürasyondakiler tam olarak da bunu yaparak özgürleşirler, onlara biçilen donun dışına çıkarlar. Bir diğer örnek kahve dükkanındaki sadece iki şekerli sütlü kahve yapan barista kız olabilir; bu kız, böyle kurulduğu için sadece iki şekerli sütlü kahve yaparken, iradesiyle surda minicik bir delik açıyor ve dönüşüm bir büyük kırılmayla değil, bu kızın kendi kendine kapuçino yapmayı denemesiyle başlıyor. Film, Tarde tipi sosyolojik değişimlere önem veriyor; yani büyük kırılmalara değil de köylülerin toprak ağalarına ne zaman selam vermeyi bıraktıkları gibi küçük farklarda arıyor dönüşümün izlerini. Guy da tüm belirlenimi içinde bir tekrar içindeyken, bir ufak farklar ile ortaya çıkan potansiyeller bulutu içinden kendi bireyleşmesini gerçekleştirdi – burada filmin baştan sona “Deleuze! Deleuze!“ diye bağırdığını duymamanın pek mümkün olmadığını itiraf edeceğim.

free guy 11.jpg

Filmde Guy, bir noktada toplum gözünde kahramanlaşırken zaten jenerik olan adını da kaybedip Mavi Gömlekli Adam olarak anılmaya başlıyor. Burada genişletilmiş bir işçi sınıfına mavi yaka/gömlek üzerinden bir atıf olduğu kesin ve filmin anlatı perspektifinin arkasında durduğu kesimin işçi sınıfı olduğu da açık. Sınıfsal çatışma bağlamında, Guy (Adam) ile Dude’un (Herif) karşılaşması da mühim, üst sınıflar bireysel dönüşümlerine başlayan, bunun sütüne hak aramaya gayreti oluşan ve farklılıklarını koruyarak birleşen işçi sınıfının önüne kendi yarattığı bir alt-kültür/lümpen – filmin tanımıyla “henüz gelişimini tamamlayamamış“ - lümpen proletaryası sembolü çıkartıyor: Guy ‘a karşı Dude: Adam’a karşı Herif. Film yine gayet bilinçli bir kararla ve dünyaya baktığı yerle uyumlu olarak, bu sorunu/çatışmayı yine diyalektikle değil, tekil düşüncenin cevaz vereceği biçimde çatışanları çatışmaya neden üreten kimliklerinden sıyırarak ve sonrasında bir tür yersizyurtsuzlaşmayla düzlem değiştirerek çözülüyor – kimse karşı tarafı yenmiyor, Dude ve temsil ettiği tabakanın kendi iradesini ortaya koyabileceği biçimde onun da gözlüklenmesini sağlıyor. Onun paradigmasını değiştirmesine olanak sağlayıp sonunda bir potansiyeller bulutuna (gerçek virtüellere) sahip olmasına yardımcı oluyor. Karşıt karşılaşmaları çatışmayla değil bireylerin düzlemi değiştirmesiyle çözülüyor.

Dude

Dude

Filmin sözlüğünde karşı tarafı yenmek hiç yok; Gerçek Kahraman, Hollywoodvari saf kötülerin bile doğrudan saf iyiler tarafından yenilmesine izin vermemiş – bunlar ancak kendi kendilerine düşerlerse düşecekler. Film, dünyanın iyiler karşısında kötüler tezahürüne ve yenme-yenilme dikotomisine cevaz veren paradigmalara karşı çıkıyor. Film, bizim dünyamızdan taşıdığı sınıf çatışmasına da yine diyalektik bir süreç olarak değil Deleuzeyen sayılabilecek bir yaklaşımla reçete üretiyor– Hakim sınıfla yüzleşip onu devirecek ve hakimlerin kaybettiği iktidarı eline alacak bir şiddet dolu karşılaşma veya Fransız İhtilali tipi bir devrim/ayaklanma yok. Kurulu öznelikten çıkıp bireyleşenler, kendilerine çizilen sınırları fark edip aşanların, özgürleşenlerin değiştirdiği bir dünya var. Köleler, efendileri yenmek isteyen, efendilerin tahtına göz diken güçlenmiş kölelere dönüşmek yerine, köleliği olduğu gibi bırakınca ortada efendi kalamayacağı öncülüne uygun bir yaklaşımla figüranların figüranlıktan çıkması ve bunun sonucu olarak doğan bir yeni düzen var. Hatta düzen derken biraz olanı küçültmüş olabilirim; içinde tek boynuzlu atları bile olan, yeşil-mavi, bereketli bir ütopya var.

Yaşıyorlar ile Gerçek Kahraman bağlatısı bunlarla sınırlı değil daha pek çok köprü bu iki filmi birbirine bağlıyor: Yaşıyorlar’daki popüler kültüre yer etmiş: “Ben buraya sakız çiğnemeye ve adam tokatlamaya geldim/I have come here to chew bubble gum and kick ass“ repliği ile ilişkili olarak sakız/bubblegum Gerçek Kahraman’da bir motif olarak kullanılmış.  İki filmde de en kapitalist kurumlardan banka şubesi en önemli mekanlardan ve iki filmde de belirleyici sahnelerden biri bir banka şubesinde yaşanan çifte namlulu av tüfekli, soygun sahneleri…

Gerçek Kahraman’ın ilgilendiği bir diğer film de Matrix. Gerçek Kahraman Matrix’i karşısına almış, adeta bir Anti-Matrix. Matrix’in insan merkezli bakışına (Hümanizmine) alabildiğine karşı. Matrix; gerçekliğin ve gerçeğin peşinde modernist bir tavırla koşarken, insan-makine ayrımından bir savaş türetirken – makineler insanın ötekisiyken, Matix’in baktığı yerden dijital bir varlık alanı yalanın kendisiyken ve filmin anlatı perspektifine göre ahlaken yadsınmalıyken, tarihsel olmayana karşı negatif bir tutum makbulken; Gerçek Kahraman bu perspektifin tam karşı tezine yerleşmiş: Gerçek Kahraman, modernizmin tekliği yerine çokluğu övüyor, gerçeklik ve hakikate peşinde koşulan kutup yıldızları olarak bakmıyor; makinelerle-insanlar arasında bir hiyerarşi kurmuyor; çatışma yerine çatışmaya neden olan kimlikleri aşmayı, yersizyurtsuzlaşmayı ve kaçış çizgilerini öneriyor; varlık alanlarının hepsine eşit değer biçiyor; varlık türleri arasında hiyerarşi kurmuyor ve virtüel olanı (potansiyelleri) tarihsel olanla beraber önemsiyor. Matrix’te hatırlarsanız, yapay zeka ve makineler şeytanlaştırılıyordu. Matrix’teki simülasyon ve dijital varlık alanı sahte olarak kötüleniyordu; gerçek dünya dediğimiz kalbimizin fiziksel olarak çarptığı alan gerçeğin kendini gösterebildiği tek alandı. Ancak Gerçek Kahraman’da dijital alan da bizim dünyamız kadar gerçek, hatta geleceğe dönük potansiyellerin içine gömüldüğü virtüeller de nesnel gerçeklik kadar gerçek. Ve bir o kadar değerli – Gerçek Kahraman’da insanlar dijital alanı ve onun içindeki yapay zekayı korumak için hayatlarını tehlikeye atabiliyorlar. Gerçek Kahraman, öyle ileri gidiyor ki iki alandan varlıkların bir romantik ilişki yaşamalarına da müsaade etmiş ve bu ilişki sonunda bir felakete dönüşmemiş.

matrix.jpg

Gerçek Kahraman’ın ilişkide olduğu bir diğer bir önemli film Truman Show: Truman (yani True Man/Hakiki Adam) ile Guy’ın (Adam); rutinleri olsun, yaşadıkları dünyaların insan üretimi oluşları olsun, filmin başında birer kapitalist meta olmaları olsun birbirlerine oldukça benzedikleri aşikar.  İki baş karakterin de mottoları var ve bunlar bile birbirlerine oldukça benziyorlar:

Günaydın! Olur ya belki sizi göremem; şimdiden iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler!
— Truman (Truman Show)
İyi günler dilerim. Hayır, size iyi bir gün dilemiyorum; harika bir gün diliyorum!
— Guy (Gerçek Kahraman)

Tabii ikisi de kurulu öznelikten sıyrıldılar mı "ürün (olarak) sloganları"nı bırakacaklar ve bireyleşecekler.  Truman Show’un ikonik sahnesinde teknenin burnu Truman’ın dünyasını deldiği anın bir tekrarı Gerçek Kahraman’da var. Yine denizde, bu defa Guy kendi dünyasının – varlık alanının- fiziksel sınırını buluyor. Bu sınır benzer biçimde Guy’ın iradesini önünün açılmasına neden olacak. Bir fark şu var; Truman bireyleşirken varoluşçuluğu anımsatan bir biçimde karanlığın içinde kaybolurken, daha iyimser ve Deleuzeyen olan Gerçek Kahraman’da Guy ütopyaya uzanacak, köprüden geçecek.

truman.jpg

Gerçek Kahraman’ın yapay zeka – insan ilişkisi bağlamında Aşk-Her ile ilişkisi de değerli. İki film de en azından belli noktaya kadar ilişkinin iki ucundaki varlıklar arasında açıktan hiyerarşi kurmuyor. Özellikle Gerçek Kahraman için Guy-Millie ilişkisi varlıklar arası hiyerarşiyi kırmak açısından belirleyici bir öneme sahip. Aşk-Her bir noktadan sonra iki varlık arasındaki farklardan yıkıcı bir son ürün türetmişti; Gerçek Kahraman aksine bu farklardan pozitif bir gelişim, virtüelleri oluşturacak bir dinamo yaratıyor. Aşk-Her’de insan net olarak erkek, yapay zeka ilişkinin kadın bacaklarını oluşturuyordu; Gerçek Kahraman’da bu cinsiyet rolleri de aşılmış – yine Deleuzeyen kimliksizleşme yaşanıyor.

Farklı imge türlerini etraflarına toplayan bu iki tavra eşlik eden “bir gişe filmi olma kararı“nın bir sonucu olarak film, izleyicisini bir eğlence-aksiyon filmi maskesiyle karşılıyor. Gerçek Kahraman, ilgi çekmek için sahneye kendisini allı pullu bir elbise ile atılıp, eğlenceli ve nüktedan bir pop şarkısını dans ede ede söylerken, nakaratlar arası boşluklarda bugüne dair sorunlar üzerine fikirlerini şiir formatında fısıldayarak sezdirmeye çalışan genç bir günümüz düşünürüne benziyor. Perdede ayrı ayrı görmeye alışkın olduğumuz sanat ve eğlenceyi birbirine yaklaştırıp hedef kitlesini genişletmeye çalışan geçmiş tecrübeleri hatırlayınca; bu hamlenin kağıt üzerinde iddialı ve zor bir deneme olduğunu görüyoruz. Ancak Gerçek Kahraman’ın, herkesi memnun etmeye çalışan benzer filmlerin çoğunlukla düştüğü çukurdan kendisini sıyırabildiği söylenebilir. Öncelikle filmin derdi-varlık nedenine kulak vermeye nispeten hazır bir toplumsal sıkıntılar yumağının içerisindeyiz ve bu alan işlenmeye müsait bir alan: Birbirleriyle ilişkideki tartışma alanları; gündemin hızından ve eskiyen-haber döngüsünden bağımsız, toplumsal tini bir süredir alttan alta rahatsız eden ve zaman zaman çeşitli formlarda yüzeye çıkıp kendini gösteren, henüz aşırı işlenip tüketilmemiş, taze günümüz sorulardan seçilmiş. Film, bu tartışmaları iyi bir “kötü Hollywood aksiyonu“nun içine yedirip tartışmaları ısırılabilir boyutlara indirmiş ve bu parçaların üstünü de yine henüz tüketilmemiş Ryan Reynolds tipi günümüz mizahıyla şeker kaplamış. Son ürün, kendini hafifletmek ve zihinsel olarak yavaşlatmak adına bilerek tökezlemeler içeriyor.

free guy 6.jfif
Tempometre_8.png
AnlatiminNiteligiKavramsal3.png
FelsefiDerinlik_07.png
SinematikZenginlik_05.png

Puan:

Puanlama, 10 üzerinden yapılmıştır ve tamamen kişisel tercihlere dayanmaktadır. Notun belirlenmesi için kullanılan kriterler tamamen keyfi bir biçimde oluşturulmuş ve bu kriterlerin ağırlıklandırılmasında da benzer bir metodoloji kullanılmıştır. Puanlar, kategoriktir.

Fragman