Sessiz Dost (2025): Politik Olandan Kaçışın Estetiği
Yönetmen: Ildiko Enyedi
Ödüller: Venedik F.F. - FIPRESCI dahil 4 Ödül (kazanan) ve Altın Aslan En İyi Film (aday); Chicago F.F. - En İyi Sinematografi; Valladolid F.F. - Gümüş Başak En İyi Film
Bence: Enyedi’nin filmi, 19. yy Almanya’sındaki kadın hakları meselesiyle günümüzün bitkiler–insanlar arası iletişim üzerinden kurulan, sözde “organik” duyarlılık arayışını aynı potada eritmeye çalışıyor.
Ama ortaya çıkan şey, Adorno’nun o meşhur cümlesini hatırlatan bir estetik yankı odası: Ortalık yanarken kurulmuş, dünyaya temas etmekten çekinen bir zarafet. Sessiz Dost, kendi bakışı dışındaki toplumsal ve sosyokültürel meseleleri dert edenlere “ben bunları aştım” edasıyla tepeden bakan örtük bir kibre yaslanıyor—politik olanı naiflikle boşa düşüren karşılaşmalarda olduğu gibi.
Film, toplumsal ve politik olanı geri çekerken yerine bireysel, neredeyse pastoral bir duyarlılık yerleştiriyor. Direniş, yerini içe kapanık bir saflık övgüsüne bırakıyor. Eylem yerine eylemsizliğin, sesini yükseltmek yerine duyulmayanı dinlemenin yüceltilmesi… Yapının propagandasının dikişlerinin attığı yerlerden kaçınılmaz olarak sızan çığlıkları duymamak için, “duyulmaz olanı duyma” çabası adı altında bu çığlıklara kulak tıkıyor; kulağını ağaç gövdelerine dayıyor—filmin, merkez karakterlerini, dönem ve toplumsal koşullar ne olursa olsun, ağaçları dinlemeye zorlayan ısrarı gibi.
Bu kaçmaya çalıştığı yerde film özgürlükçü değil, aksine muhafazakâr bir zemine kayıyor. Topluma giydirilen deli gömleğini çıkarmaya dönük her türlü jest karikatürize edilirken, norm dışı olan sembolleri üzerinden yeriliyor; oturma eyleminin bir bira karşılığı dağıldığı sahnede olduğu gibi. Bunun karşısında ise taşra saflığı ve el etek çekme övülüyor. Zorlama eklemlenmelerle özgürlükçü değerler aşağılanıyor: taşralı “saf ama farkında” figür, politik şehirliyi durduk yere zekâsıyla boşa düşürüyor; karşı cins ona hayran ama o kampüste kalıp bitki dinlemeye, bahçe sulamaya devam ediyor. Bu muhafazakârlığı dengelemek için filmin bulduğu ilerici karşı ağırlık ise 19. yy Almanya’sında kadın hakları destekçiliği.
Bu tavır, Perfect Days’in daha güvenli, daha vaaz veren bir versiyonu gibi duruyor: dünyayı değiştirmek yerine, ondan sıyrılmış, pasifist bir uyumlanmayı öneren bir sinema. Kafanı kaldır, güneşe bak, dalı dinle—sana yeter, fani ırgat. Sen zaten kimsin ki dünyayı değiştireceksin.
Ne varmış dünya yanıyorsa; gözlerini kapa ve bekle. Kısık gözlerle, portakal tadında güneşine bak; toprağını kokla, filmdeki gibi Himmel und Erde (Alman yemeği, tr. gök ve yer) ye, bitkilerle dertleş—belki bir şey diyorlardır diye dinle.
Alevler paçanı mı tutuşturdu? İtiraz etme, sözünden çıkma, masayı devirme—iki adım öteye git, yine uyumlan. Üstünü başını mı sardı? Yönerge belli: “Duck and Roll!”
Tüm bu süreçte dışarı doğru büyüme; içeri katlan.
Fragman
Siz ne Düşünüyorsunuz? Filmle ilgili tartışma sayfasına ulaşmak için tıklayınız.
Çok seslilik her zaman daha iyi
