Romanlarda Babalar ve Çocukları - Freud, Ödipus, Anti-Ödipus
Bu ay derginin dosya konusu baba oğul yazarlar olunca, Kararsız Okur’a da babalar ve çocukları arası ilişkiler üzerine düşünen romanları toplayalım istedik. Romanın gelişimine paralel olarak, ufkumuzu modernitenin ortaya çıkışı ile sınırladığımızda karşımıza çıkan ilk büyük perspektifi psikanalitik teorinin babası Sigmund Frued’un kurduğundan bahsedebiliriz. Buna göre, Freud’un fallik evresi ve Ödipus kompleksi, sadece baba-çocuk ilişkisini belirlemekle kalmaz; bu evre ve bu evreden çıkışta yaşananlar çocuğun bilinçdışını şekillendirir, içsel yapılarını ve geleceğini bir ölçüde etkiler.
Ruhsal denge, içsel yapıların birbirleriyle ilişkilerinin yanı sıra kişinin dış dünya ile olan ilişkisine bağlıdır. Çocukta kendilik ile dış dünya arasında köprüler kurulurken taklit güdüsü öne çıkar. Bu noktada taklit edilecek olan -çocuğa en yakın olan- anne-babadır. Bu taklitler anne-baba ile bir özdeşleşme üretebilir ve bu durumda anne babanın dünya görüşü, ahlak anlayışı, inançları ve toplumsal yargılar çocuğa aktarılır. Dış dünyadan iç dünyaya bu aktarım ideal ben’in ve süperego’nun oluşmasında etkin olur. Anne-babadan alınan otorite ile beraber bu yapı içsel bir yasa koyucuya dönüşür; süper ego (üstben) ile dürtüler içsel olarak denetlenmeye başlanır. Böylece Freud’a göre, toplumsal uyum için anne-baba ile verilen mücadele çocuğun arzularıyla - kendi ailesi üzerinden aktarılan dış dünya örneğine göre şekillenmiş- iç yasa koyucusu arasındaki bir çatışmaya dönüşür.
Kendisini Freud’un takipçisi olarak tanımlayan Jacques Lacan’ın ayna evresi kavramı çocuğun kendisiyle ilişki kurmaya başladığı döneme gönderme yapar. Bir yanda çocuğun bedeni diğer yanda aynadaki imgesi vardır; çocuğun bu ikisi arasında kurduğu özdeşleşme hatalıdır; çünkü gördüğünü anlamlandırırken dili kullanır ve dilde oluşan benlik anlayışı tam ve bütünlüklü bir kendilik varsayarken, bedenin kendisi parçalı ve büyük oranda bilinmeyen bir şeydir. Ayna evresi için ayna gerekmez, çocuk dili kullanıp kendisini bu dil içinde düşünmeye başlamasıyla gelişir. Bu evreyle birlikte özne-nesne, ben ve öteki gibi ayrımlar kuruldukça çocuk bireyleşmekte ve toplum içinde yaşamayı öğrenmektedir. Lacan’a göre dil kullanımının ortaya çıkışı ise bir sevgi talebidir; (başta anneyle) her konuşma ötekinin bizi anlayarak bizimle bağ kurması amacını taşır. Burada dil arzuyu biçimlendirir; ihtiyacımız bir talep üretirken bilinçdışı süreçlerden geçer ve ihtiyacımızı ancak dil yoluyla anlamlandırırız. Vücudumuzun besine ihtiyacı olabilir ve acıkırız ama mantı isteriz. Yani aslında arzu asla ulaşılamayacak olana duyulur; ve dolayısıyla arzuyu tanımlayan bir “eksiklik”tir. Baba Lacan’da simgeselleşir; simgesel düzenin başlıca yasası olarak ortaya çıkar.
Gilles Deleuze ve Felix Guattari; Freud, Lacan ve psikanalizm hattının psikolojik sorunların kökenlerini burjuva ailesi evinde bulmasını eleştirir – sorun sadece ya da esas olarak evin içinde değildir. Psikanalizi geleneksel dönemin günah çıkartmalarına benzetirler: bunları, mevcut düzenin normları dışındakileri “normalleştirmeye” çalışan, sistemin öz-savunma araçlarından olarak görürler. Psikanalistler insanı ağaç gibi görürler, eğriliklerin kökenini çocukluk travmalarına bağlama eğilimindedirler. Guattari ve Deleuze arzuyu eksikliğe bağlamazlar, arzuda bir “elde etme/edememe” bağlamı görmezler; aksine arzuyu tüm üretimin temeli olarak görürler. Ödipus’u da reddederler: Psikanalizmin iddia ettiği anne-baba-çocuk ilişkisini ve bunlar arası özsel gerilimlere ve diğer özsel akımlara karşı çıkarlar. Dolayısıyla Ödipal karmaşanın ta en başından geçerliymişçesine dayatılmasına da itiraz ederler. Baba ile çocuk ilişkisinin böyle bir özü olduğunu kabul etmezler. Onlara göre bu gerilimi üreten yaygın sistem kapitalizmdir ve kendine uydurduğu ve görevlendirdiği anne ve baba yoluyla çocuğu mevcut düzenin parçası – kurulu öznesi- olmaya hazırlar. Babalar, psikanalizmin ortaya koyduğu gibi annelere sevgimizi sınırlayan, kastrasyon korkusuna bizi sürükleyen despotlar olduğu için ve toplumun temelini bu babalar-anneler-çocukların oluşturduğu çekirdek aile kurduğu için toplumsal sistemlerde sorunlar oluşuyor değildir. Nedensellik ve akış ters yönlüdür: Sistem babaya bu rolü uygun gördüğü ve dayattığı, kendi devamlılığını böyle sağlamaya çalıştığı için kapitalist burjuva evinin babası böyledir. Böyle olmayan babalara saygıyla sevgiyle…
1- Kral Oidipus – Sofokles
a. “Ey gün ışığı, bu seni son görüşüm olsun!”
b. “Ey insanoğulları!
Ömrünüz bence bir hiç.
Kim ermiş bu dünyada Özlenen mutluluğa?
Hayal, mutluluk denilen;
O da sönüverince
Anlar gerçeği insan."
2- Elektra – Sofokles
a. Freud’un Oidipus Kompleksi’ni kız çocukları için genişleten ve Elektra Kompleksi’ne adını veren Carl Gustave Jung’dur. Günümüzde akıl sağlığı uzmanları tarafından Elektra Kompleksi’nin pek yüzüne bakılmaz.
b. “Ey yaşadığım günlerin en iğrenci,
Ey gece, ey melun ziyafetlerin
Dehşetli felaketi!”
3- Şahname – Fırdevsi
a. “Hiçbir insan yoktur ki, ölümden başkası için anasından doğmuş olsun! Zaman, insanın aldığı soluğu hiç durmaksızın hesaplamakla meşguldür.”
4- Hamlet – William Shakespeare
a. "Kendi içindeki dikenler kanatsın vicdanını!”
5- Babaya Mektup – Franz Kafka
a. “Kimi gün dünya haritasını gözümün önüne getiriyorum, sonra da üzerine seni uzatıp düşünüyorum: Bu dünyada benim ayakta kalabileceğim alanlar senin haritada vücudunun örtemediği yerler”
6- Babalar ve Oğullar – Ivan Sergeyeviç Turgenyev
a. “Bir romantik olsaydım ‘yollarımızın ayrıldığını hissediyorum’ derdim ama değilim, o yüzden sana birbirimizden bıktığımızı söylüyorum.”
7- Emily’e Bir Gül - William Faulkner
a. “Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin' dedi. 'Ama korktuğun şeyleri yapmaktan korkarsan, işte o zaman ölmüş sayılırsın.”
8- Ulysses - James Joyce
a. “Kaçtığını sanırsın ve kendine çarparsın."
9- Dönüş - Hişam Matar
a. “Belki de matemdeki insanlar gibi yapmalıyız, dış seslere kulaklarımıza kapamalı ve ısrarla, "hayır, o ölmedi" demeliyiz. Belki de çok kötü bir haberin inkarından ibaret değil bu sadece; bu aynı zamanda, bir an için bir hakikatin farkına varmak; ölenle birlikte gömülüp gitmeye mahkum geçici bir farkındalık. İnanmamak doğru bir içgüdü, zira ölen kişi nasıl olup da sahiden ölmüş olabilir ki?”
10- Yol – Cormac McCarthy
a. "Hatırlamak istediğini unutursun ve unutmak istediğini de hatırlarsın."
11- Sahilde Kafka – Haruki Murakami
a. “Gözlerini kapatman, hiçbir şeyi değiştirmez. Gözlerin kapandı diye, hiçbir şey silinip gitmez…”
12- Baba Mirası – Philip Roth
a. "Hiçbir şeyi unutmamalısın -armasında bu yazıyor. Hayatta olmak, onun için, hafızadan yapılmış olmak demek- bir insan hafızadan yapılmamıştı hiçbir şeyden yapılmamıştır."
13- Tutunamayanlar - Oğuz Atay
a. “Bende bütün duygular senin bu inatçı duygusuzluğuna karşı gelişti, kuru mantığınla içimizi kuruttun, sana benzeyen taraflarımdan, ellerimden, ayaklarımdan utanıyorum, ihtiyarlayınca sana benzemekten korkuyorum, kötülük edemeyecek kadar kısır kafanda yalnız bizim için yaptıklarının defterini tuttun, bana aldığın ilk elbiseden verdiğin son harçlığa kadar, hastalığımda uykusuz kaldığın gecelerin hesabına kadar kaydettin.”
14- Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın - Jonathan Safran Foer
a. “Peki, güzel şarkılar neden üzüyor seni?” “Gerçek olmadıkları için.” “Hiç mi ?” “Hiçbir şey hem gerçek hem güzel değildir.”
15- Dünyayla benim aramda - Ta-Nehisi Coates
a. “Senin sen olmaya yerden göğe kadar hakkın var. Ve kimse seni sen olmaktan vageçirmemeli. Sen sen olmak zorundasın. Ve sen, sen olmaktan asla korkmamalısın.”
16- Kiralık Konak – Yakup Kadri
a. “Herkesin kendine mahsus bir hayatı vardır. Siz zannediyorsunuz ki, herkes, herkes gibi yaşayabilir.”
17- Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
a. “Dünyadaki insanların hepsi iyi, hepsi… Hayat iyi. Biz kötüyüz, ama hayat iyi. Hem kötü, hem iyiyiz; hem iyi, hem kötüyüz…”
18- Sessiz Kalma – Angie Thomas
a. “Babam karanlıktaki ışık olduğum için bana Starr ismini koyduğunu söylemişti. Benim de şu sıralar kendi karanlığımda ışığa ihtiyacım vardı.”
19- Atmacanın A’sı - Helen Macdonald
a. “Hayatın hep yeni şeylerle dolu olacağını zannettiğimiz bir dönem oluyor. Sonra birgün öyle bir şey olmadığını anlıyorsunuz. Hayatın boşluklardan oluşan bir şey olduğunu görüyorsunuz. Yokluklardan.Kayıplardan. Varken yok olan şeylerden. Şeylerin bıraktığı boşluklara uzanıp anıların olduğu yerdeki o gerilimli, parlak donukluğu hissedebiliyorsunuz ama o boşlukların etrafında ve arasında büyümek zorunda olduğunuzu da anlıyorsunuz”
20- Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı - Robert M. Pirsig
a. “Biz hepimiz, başkalarının hayaletlerini kibirle aşağılarız, ama kendimizinkileri cahilce, barbarca üstün tutarız.”
21- Güzelliğe Dair – Zadie Smith
a. “Sizi insan olarak, ne olursa olsun, en çok geliştirecek dersi almak zorundasınız.”
22- Göremediğimiz Tüm Işıklar – Anthony Doerr
a. “Engelleri fırsat olarak gör, Reinhold. Engeller insana ilham verir.”
23- Bülbülü Öldürmek – Harper Lee
a. “Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.”
24- Atlantik Ötesi – Witold Gombrowicz
a. “Siz entrika çevirin bakalım, dümen çevirin ey pek ünlü pis herifler, çıkar tanelerinizi tavuklar gibi gagalayıp yiyin bakalım! O anlayışı kıt, dalavereci doğanızın bana vereceği her şeyi kendi doğama göre alacağım.”
25- Aylak Adam - Yusuf Atılgan
a. “Babamın gündüzleri evde kaldığı pazarların, bayram günlerinin azabı. … Onun gibi olmama kararını bu iğrençlikleri gördükçe vermiş olacağım. Salt onun rahatını kaçırmak için üstlerine giderdim, tokatlardı beni. Nasıl istiyordum bu dayakları bilsen! Onlar beni babamı sevmeme azabından kurtarırdı.”
26- Masumiyet Müzesi – Orhan Pamuk
a. "Bana yalan söylemeni isterdim aslında... Çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler."
27- Tüylü Bir Şeydir Şu Yas -Max Porter
a. “Acele etmeyi reddediyorum. Üstümüze atılmış acıyı kimse ne yavaşlatsın ne hızlandırsın ne de düzeltsin.”
28- Dünya Ağrısı – Ayfer Tunç
a. “Hayatını yeniden yazmak istiyor, olmadı bu deyip yazdığı sayfaları buruşturup atmak, baştan başlamak. Bunun mümkün olmaması çok acı.”
29- Kuşlar Yasına Gider – Hasan Ali Toptaş
a. “Babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.”
30- Eskici ve Oğulları – Orhan Kemal
a. “Dünya bu. Bugün size, yarın bize. Kul bir kararda kalır mı?”
31- Kendi Gecesinde – İnci Aral
a. “Senden kurtulmam gerekiyordu Kara. Kötülük, bencillik, düşmanlık ve kalleşliklerle dolu şu dünyada ayakta kalmanın ne kadar zor olduğunu, kendin gibi görünmenin, içindeki sese uymanın insanı nasıl zayıf ve aciz kıldığını görüp sesini kesmeye, katılaşmaya karar vermiştim çünkü.”
32- Işığın Gölgesi – Erhan Bener
a. “Üzülme, dedim. Onlar senin büyüklüğünü tescil edecek kadar büyük olmadıklarını bildikleri için susuyorlar.”
33- Yarım Kalan Yürüyüş – Mehmet Eroğlu
a. “Duygusuzdur, demişti. Ama ben duygusuzluğun bazen duygusallığı gizleyen bir maske olduğunu düşünürüm.”
34- Gilead - Marilynne Robinson
a. “Sevgi kutsaldır çünkü lütuf gibidir, nesnesinin değeri hiçbir zaman gerçekten önemli değildir.”
Bonus:
35- Totem ve Tabu – Sigmund Freud
36- Anti-Ödipus – Felix Guattari ve Gilles Deleuze
