Sartre ve Edebiyatın Babaanneleri
SabitFikir, Şubat 2026
Geniş aile, bir evden çok bir iklimdir. Kişi orada yalnızca “yaşamaz”; aynı anda izlenir, sevilir, adlandırılır, hatırlanır, karşılaştırılır… Kurulur. Sofranın etrafında oturanlar yalnızca aile bireyleri değildir: her biri birer anlatıcıdır. Kişinin kim olduğuna dair cümleleri kurarlar; kimi zaman bunu şefkatle yaparlar kimi zaman farkına bile varmadan kişiyi kodlarlar – bazen ikisi beraber.
Geniş aileyi bir duygu rejimi olarak değil, bir anlam üretim düzeni olarak düşünmek mümkündür: kimliğin zamanla katılaşan tanım cümleleri burada dolaşıma girer, yerleşir, tekrar edilir. “Sen…” ve “Biz…” ile başlayan ifadeler yalnızca tanımlamaz; aynı zamanda bir çerçeve kurar. Üstelik bu yalnızca çocuklar için de geçerli değildir; aile içindeki konumuna göre herkes tanımlanır, tanınır, kabul edilir ya da dışarıda bırakılır. Kalıplanır, yetkilendirilir ve görevlendirilir. İnsan çoğu zaman kendine, kendinden önce kendisi hakkında söylenmiş cümlelerin içinden bakar.
Sartre’ın bilinç fikri burada işe yarar: bilinç, kendisiyle arasında bir mesafe taşır. Kendine yöneldiği anda kendini nesneleştirir ve bu nedenle kendisiyle tam örtüşemez. Düşünümsellik, yalnızca “kendini bilme” değil, aynı zamanda bir ayrışmadır; özne, kendisine dair kurduğu hiçbir tanıma bütünüyle indirgenemez. Üstelik bu mesafe yalnızca içeriyle ilişkili değildir; başkasının bakışı altında da belirginleşir.
Ailenin kimlik kuran cümleleri de benzer biçimde tam bir özdeşlik üretmez: kişi hem o cümlelerin içinden geçer hem de onlarla tam çakışamaz. Dışarıdan gelen tanım ile içeriden yükselen deneyim arasındaki uyumsuzluk, canlı bir gerilim yaratır. Bazen bu gerilimden kaçmak için kişi kendini etiketlerine indirgemek gibi bir kolaycılığa (Sartre’ın “kötü niyet” dediği şeye) kapılır; ama aynı gerilim, kişinin o etiketlerle arasına mesafe koyup kendini yeniden kurmasının da imkânıdır.
Babaanne-torun ilişkisi burada küçük ama belirgin bir karşı-ağırlık katar. Torun aile çerçevesini babaannenin cümlelerinde doğrudan duyar; ama çoğu zaman aynı cümlelerin içinde gündelik bir sıcaklık ve korunma dili de açılır. Bu ikili yapı gerilimi ortadan kaldırmasa da katılıkları yumuşatabilir, tansiyonu düşürebilir. Babaanne figürü bu yüzden ilginçtir: edebiyatta çoğu zaman hem çerçeveye iştirak eder hem de bazen o çerçevenin içinde nefeslik bir boşluk bırakır.
Liste:
1. Büyükannem Size Özürlerini İletmemi İstedi - Fredrik Backman
1. "Bazen en güvenli yere, en tehlikeli gibi görünen yere kaçarak ulaşırsın."
2. Yaz Kitabı - Tove Jansson
1. “Yalnızlık… Ruhu canlandırıyor.”
3. Dağların Ezgisi - Nguyen Phan Que Mai
1. “Savaşların, nazik ve kültürlü insanları bile canavara dönüştürme gücü vardı.”
4. Hüznün Fiziği - Georgi Gospodinov
1. “Hayatın bu tekrarlanabilirliği…Hayatın bu yapışkan, yorucu, öldürücü, iğrenç ama karşı gelinmez ve bazen muhteşem tekrarlanabilirliği.”
5. Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez
1. “İnsan ölme zamanı geldiğinde değil, ölebildiği zaman ölür.”
6. Ruhlar Evi - Isabel Allende
1. “Bazı insanlar kötüdür kızım. Sebebi ne olursa olsun öyledirler. Ve başka insanlara yıkım ve mutsuzluk getirmedikçe asla rahat etmezler.”
7. Küçük Şeylerin Tanrısı - Arundhati Roy
1. “Ammu insanların alışkanlıklarla yaşayan yaratıklar olduğunu söyledi, nelere alıştıklarını bilseniz hayret ederdiniz, dedi.”
8. Sevilen - Toni Morrison
1. “Bazen şarkı olarak söyledim, ama hiç anlatmadım.”
9. Gözleri Tanrı’yı Seyrediyordu - Zora Neale Hurston
1. “Sözcüklerin dokunamadığı derinlikte bir düşünce vardır, daha da derindeyse düşüncenin dokunamadığı, biçimi olmayan duygulardan oluşan bir girdap.”
10. Kayıp Zamanın İzinde: Swann’ların Tarafı - Marcel Proust
1. “Benim içimde de, daima var olacağını zannettiğim birçok şey yok oldu.”
11. Büyük Büyükanne Webster - Caroline Blackwood
1. “İnsan, aile denen şeyin içinde en çok ‘susarak’ büyür.”
12. Sevgili Arsız Ölüm - Latife Tekin
1. “Kederin dili uzundur; insanın içini baştan sona dolaşır.”
13. Baba Evi - Orhan Kemal
1. “İnsan büyür; ama evin kokusu büyümez, hep aynı kalır.”
14. Pachinko - Min Jin Lee
1. “Hayat seni itip kakacak ama oynamaya devam etmelisin.”
15. Mutfak Tanrısı - Amy Tan
1. “Cenaze çelenklerini her zaman korkunç acıklı bulmuşumdur. Sanki çok geç fırlatılmış süslü cankurtaran simitlerine benzerler.”
16. Middlesex - Jeffrey Eugenides
1. “Bazen aile, bir kader değil; bir hikâye biçimidir.”
17. Sessiz Ev - Orhan Pamuk
1. “Bir zamanlar dünyanın güzel bir yer olduğunu düşünürdüm, çocuktum, aptaldım…”
18. Fay Hatları - Nancy Huston
1. “Yarın asla gelmez ama ertesi gün gelir.”
19. Tahta Kurdu - Layla Martínez
1. “Bu yüzden bu evde birbirimize bu kadar bilendik çünkü bize bizi hatırlatan şeylerden nefret ediyoruz...”
Otobiyografik Anlatılar:
20. Anneannem - Fethiye Çetin
1. “Saklanan her şey, bir gün birinin hayatını yeniden yazar.”
21. Persepolis - Marjane Satrapi
1. “Asla unutma. Korku insana yavaş yavaş farkındalığını kaybettirir. Böylece birer korkak olur çıkarız.”
22. Angela’nın Külleri - Frank McCourt
1. “Yoksulluk sadece eksiklik değil; bir iklimdir.”
23. Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim - Maya Angelou
1. “İçinde anlatılmamış bir hikâyeyi taşımaktan daha büyük bir azap yoktur.”
24. Suyun Rengi James McBride
1. “Başkalarının senden bekledikleri ile senin kendinden beklediklerin arasında bir seçim yapmalısın.”
