Murat Can Aşlak Kitap ve Film Yazıları

filmler ve kitaplar üzerine ve üzerinden fikri tepişmeler

  • Anasayfa
  • Filmler
  • Filmler Listeler
  • Serbest Yazılar
  • Kararsız Okur
  • Kitaplar
  • Hakkımda

Seçilmiş Olanın Laneti: Kaçınılmazlık mı, Anlatının Hilesi mi?

August 19, 2026 by Murat Can Aslak

SabitFikir, Mayıs 2026

Harry Potter evreninde her şey bir kehanetle başlar. Bir çocuğun alnına iliştirilen bir cümle, henüz yaşanmamış hayatının üzerine gölge düşürür. Bu gölge geleceği haber vermez; onu kuran bir çerçeve üretir. Tam bir belirlenim üretmez belki, ama oyunun alanını kurar ve ona değen herkesi belirli bir yola sokar. Burada önemli olan kehanetin ne söylediği değil; ne yaptığıdır. Kehanet yalnızca olup bitecek olanı anlatmaz; onun nasıl anlaşılacağını da önceden çerçeveler. Daha Harry konuşmadan, onu çevreleyen ve hem onun hem de başkalarının adına konuşan bir anlatı vardır.


Bu yüzden “seçilmiş olan” bir ayrıcalık değil, bir yüktür. Seçilmek, seçmekten kurtulmak değildir. Kehanet sinsidir: Özgürlüğü ortadan kaldırmaz; onu biçimlendirir. Seçenekleri daraltmaz yalnızca; bastığı zemini, baktığı ufku da biçimlendirir. Kişi hâlâ karar verir, ama karar verdiği alan çoktan kurulmuştur. Her seçim, önceden yazılmış bir hikâyeye sınırdan eklemlenen bir adım gibidir. Bu noktada kehanet ve yazgı, dışsal bir güç olmaktan çıkar; anlatının iç mantığına dönüşür — bu, ironik biçimde Jean-Paul Sartre’ın özgürlük lanetine benzer.

Kehanet, buradan bakınca bir geleceği bildirmekten çok, geçmişi yeniden yazmanın aracıdır. Çünkü hiçbir hikâye, yaşandığı anda hikâye değildir. Olaylar yaşandıkça anlam kazanmaz; anlam, yaşananları geriye dönük olarak örgütler. O zaman soru şuraya kayar: Harry gerçekten seçilmiş midir, yoksa yaşanan her şey onu seçilmiş gibi gösterecek biçimde mi bir araya gelmiştir? Burada yazgı, sabit bir plan olmaktan çok, kurulmuş bir tutarlılık gibi görünür. İnsan hayatını bir hikâye gibi düşünmeye meyillidir; başlangıçlar, dönüm noktaları ve kaçınılmaz sonlar icat eder. Kaçınılmaz görünen hiçbir an, yaşandığı anda kaçınılmaz değildir.


Bu yüzden seçilmiş olan, çoğu zaman kaçınılmazlık hissinin taşıyıcısıdır. Ama bu his, yaşananın doğasından değil; anlatının kendini kapatma arzusundan doğar. Özne de bu süreçte sabitliğini kaybeder. “Seçilmiş kişi” bir öz değil; bir roldür, bir akış noktasıdır. Harry’yi belirleyen yalnızca yaptığı seçimler değil; o seçimlerin hangi hikâyenin içinde anlam kazandığıdır. Aynı eylem, başka bir anlatıda başka bir yere düşebilirdi. Dolayısıyla mesele “kim olduğumuz” değil; hangi hikâyenin içinde okunduğumuzdur. Seçilmiş olan, kaderin taşıyıcısı değil; anlatının kendini topladığı bir düğümdür.

Belki de Harry Potter’ı tüm o fantastik anlatının ötesinde değerli kılan şey budur: Bir hayatın anlamının yaşanırken değil; anlatıldıkça kurulduğunu göstermesi. Tıpkı en mutlu anların, yaşanırken değil; ancak sonradan fark edilip çerçevelenmesi gibi.

Belki de sorun, yaşadıklarımız değil; onları nasıl anlatmayı seçtiğimizdir.

 

Liste:

Kehanet ve Özgürlük
Kehanet, yalnızca geleceği söylemez; ona nasıl bakılacağını belirler.

  1. Kral Oidipus - Sophokles
    Kehanetin kendisinden çok, ondan kaçmaya çalışırken nasıl davrandığımız belirleyici olur.

  2. Macbeth - William Shakespeare
    “Nedir bu eller? Gözlerimi oyuyor bu eller! Koca Poseidon'un bütün denizleri Yıkayabilir mi bu elleri? Yıkayamaz!”

  3. Gömülü Dev - Kazuo Ishiguro
    Hatırladığımız şeyin, yaşadığımızdan daha gerçek görünmeye başladığı anlar vardır.

  4. Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin
    “Bir mum yakan bir gölge yaratır...”

  5. Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
    Bazen yaşadığımız şeyin mi hikâyeye dönüştüğünü, yoksa baştan beri bir hikâyenin içinde mi olduğumuzu ayırt edemeyiz.

Geriye Akan Hikâyeler
Hikâyeler ileri doğru yaşanır, ama geriye doğru anlam kazanır.

  1. Swann’ların Tarafı - Marcel Proust
    Bazı anların değerini, yalnızca çok sonra, onları hatırlarken fark ederiz.

  2. Huzursuzluğun Kitabı - Fernando Pessoa
    “Kendimle ilgili net bir fikrim yok; hatta, fikir sahibi olmama fikrinden bile yoksunum. Kendime dair bilincimin bir göçebesiyim.”

  3. Görünmez Kentler - Italo Calvino
    Anlattığımız her şey, yaşanmış olandan çok, seçilmiş bir ihtimale benzer.

  4. Silgi - Alain Robbe-Grillet
    “Kafası bir kitaplıktı ama ayrı ayrı ve hiçbiri tamam olmayan ciltlerle dolu bir kitaplık.”

  5. New York Üçlemesi - Paul Auster
    İz sürdükçe gerçeğe değil, onu kuran anlatıya yaklaştığımız anlar olur.

Düğüm Noktaları
Bazı karakterler kişi değildir; anlatının kendini topladığı yerlerdir.

  1. Dalgalar - Virginia Woolf
    İnsan bazen tek bir benlik değil, farklı anlarda birbirine değen seslerin toplamı gibi hisseder.

  2. Yıldızın Saati - Clarice Lispector
    “Sıfır olmamak elimde değil.”

  3. Öteki - Fyodor Dostoyevski
    Kendimizle karşılaştığımız anlar vardır; o anlarda kim olduğumuza dair bütün kesinlik dağılır.

  4. Kumların Kadını - Kobo Abe
    Kaçışın mümkün olduğu yerlerde bile kalırız.

  5. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu - Italo Calvino
    “İnsan adını değiştirmeyi başaramadığı gibi geçmişini de değiştiremez.”

Kaçınılmazlık Hissi
Hiçbir şey zorunlu değildir; ama her şey sonradan öyle görünür.

  1. Dava - Franz Kafka
    Sebebini bilmediğimiz şeyler, en çok kaçınılmaz olanlar gibi gelir.

  2. Yabancı - Albert Camus
    “Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.”

  3. Körlük - José Saramago
    Her şey çözüldüğünde bile, yaşananın başka türlü olamayacağına inanırız.

  4. Usta ile Margarita - Mihail Bulgakov
    “Gerçek, sandığından tuhaftır.”

  5. Beyaz Gürültü - Don DeLillo

“Sağlıklı yaşam kurallarını takip ederek ölümü başımızdan defetmenin mümkün olduğuna inanırız nedense.”

August 19, 2026 /Murat Can Aslak
  • Newer
  • Older

Powered by Squarespace