Murat Can Aşlak Kitap ve Film Yazıları

filmler ve kitaplar üzerine ve üzerinden fikri tepişmeler

  • Anasayfa
  • Filmler
  • Filmler Listeler
  • Serbest Yazılar
  • Kararsız Okur
  • Kitaplar
  • Hakkımda

İkinci dünya Savaşı Sonrası Alman Edebiyatı ve Kiefer’in Kahraman Dolu Çatı Katı

August 17, 2026 by Murat Can Aslak

1973 tarihli “Almanya’nın Manevi Kahramanları (Deutschlands Geisteshelden)” eserinde Anselm Kiefer, Almanya’nın tarihi kültürel figürlerini tabiri caiz ise bir onur müzesine yerleştirir. Wagner’den Caspar David Friedrich’e, Musil’den Adalbert Stifter’a uzanan müzenin onur konukları izleyenlere Alman kültürünün -büyük m harfi ile- Medeniyet’e güçlü katkısını ve derinliğini anımsatır. Ancak bu salon, beklendiği gibi mermerden ya da benzeri bir dayanaklı yapı malzemesinden değil tahtadan yapılmıştır. İsimler pirinç plakalara işlenmiş değil, kömürle bir çocuğun yazısını andırır biçimde oraya buraya karalanmıştır. Bu haline rağmen salon, bir onur müzesini aydınlatmasını bekleyebileceğimiz meşalelerden de eksik kalmaz. Meşalelerden yükselen harlı alevler sadece Alman kültür kahramanlarının isimlerini kül etmekle tehdit etmekle kalmaz; salon, ona uzun uzun baktıkça bir çatı katını andırmaya başlar ve bu çatı Kiefer’e göre insanlığı taşıyan yapının çatısıdır. Kendisi de bir Alman olan Kiefer Alman kültürünün, ürettiği yüksek değerlerin yanında en az iki defa medeniyeti alevler içinde bıraktığını hatırlatır: Roma’yı alevler içinde bırakan Cermen kavimleri ve tüm dünyayı ateşe atan Üçüncü Alman İmparatorluğu yani Nazi dönemi... Alman kültürü bir yönüyle sanat, bilim ve felsefeye en yüksek katkıyı verirken, diğer yönüyle de yaptığından fazlasını yıkma potansiyelini içinde taşır. Bu Kiefer’e göre Alman toplumunun taşıması gereken bir yüktür ve Alman toplumu kendi yıkıcı kuvvetlerine karşı her daim tetikte olmalıdır.

Alman sanat ve kültür iklimi İkinci Dünya Savaşı ertesinde ikiye bölünmüştü. Bir tarafta, Almanya’nın geçmişiyle yüzleşmesi ve sonrasında da bu geçmişle ilişkide devamlı bir politik otokontrolde kalması gerektiğini düşünen Kiefer ve Beuys gibiler vardı. Diğer kampta, hiçbir şey yaşanmamış gibi yapmaya teşne beyaz sayfacılar, Amerikan mandası altında kültürel olarak Amerikanlaşmaya hevesliler ve apolitikler vardı. Bu kültürel yönelimler ve gerilimlerden Almanya’nın ne kadar doğru bir sentez üretebildiği tartışılır. Görünen o ki en azından Alman Devleti, bugün yine tarihin yanlış tarafında konumlanıyor.

Dosya konusu günümüz Alman edebiyatı olunca, Kararsız Okur’a İkinci dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatını (ve Biraz da diğer Almanca edebiyatı) misafir ederek dosyaya bir tarihsel perspektif kazandıralım istedik. Bu büyük kültür odağının son 80 yıldaki üretiminden süzülenlerden gözlerimizi kamaştıran bir liste çıktı.  Yaz sıcağında sizlere de bir nebze olsun bir ferahlık vermeleri dileğiyle…

Liste:

1.      O Gün İçin Bir Şemsiye – Wilhelm Genazino

a.      “Bu kibrim anneme çekmiş, Dünyanın bir ömür boyunca ona bakıp durmaya değmeyeceğine inanmıştık ikimiz de. (…) Üç hafta önce, (Hadebank’ın) tatilinin son demlerini anlatması on dakika kadar sürdü. İtalya’dan Almanya’ya yaptığı yolculuk boyunca benzininin biteceğini düşünmek zorunda kalmış. Hadebank öyküsünün sonunda; benzin yetti, düşünebiliyor musunuz, benzin yetti, diye şakıyınca ben de mutlu bir kahkaha attım. Tevazuuyla tiksintinin sürekli çarpışmasından meydana geliyor kibrim. (...) uyarıyor beni tevazu: Türdeşlerinin en salak hikayelerini dinlemelisin. Aynı anda şöyle iğneliyor beni tiksinti: Şimdi kaçmadığın takdirde türdeşlerinin ifrazatında batıp gideceksin!”

2.      Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım – Herta Müller

a.      “Ne düşünürsen onu görürsün...”

b.      Müller, Romanya’daki Alman azınlıktan

3.      Okuyucu - Bernhard Schlink

a.      “Kaçış yalnızca bir uzaklaşma değil, bir varıştır aynı zamanda.”

4.      Dünyanın Ölçümü - Daniel Kehlmann

a.      “İnsanın kötü sonuçlar yaşamaya hazır olduğunu ortaya çıkardım, ama acıdan korktuğu için birçok bilgiyi atlıyor. Oysa acı çekmeye karar veren, öyle şeyler kavrar ki.”

5.      Bitik Adam – Thomas Bernhard

a.      “Zaman, tanıkları daima unutanlara dönüştürüyor.”

6.      Bütün Günlerin Akşamı - Jenny Erpenbeck

a.      “Bir şeyi yanlış yapma korkum öyle büyük ki, bana her şeyi yanlış yaptırıyor.”

7.      Glennkill Bir Koyun Polisiyesi – Leonie Swann

a.      “Burada hepimiz susmaktan boğulacağız.”

8.      Yokuş Aşağı - Wolfgang Herrndorf

a.      “İnsan belki soluğunu sonsuza dek tutamaz. Ama yine de epey uzun bir süre tutabilir.”

9.      Kaybolan – Hans-Ulrich Treichel

a.      “Ama ona yetmiyordum. Sadece onda olmayandım ben. Ama ona yetmiyordum. Sadece onda olmayandım ben.”

10.   Dokuz Buçukta Bilardo – Heinrich Böll

a.      “Dertsiz bir insan, insan değildir artık.”

11.   Dünyanın Alacakaranlığı – Werner Herzog

a.      Fitzcaraldo ve AguirreTanrı’nın Gazabı filmlerinin yönetmeni

b.      “Gerçek şu ki, savaş hiçbir zaman bitmedi. Yalnızca olayın geçtiği yer değişti.”

12.   Austerlitz – W. G. Sebald

a.      "Hepimiz, en önemsiz ayrıntıya bile dikkat ettiğini düşünenlerimiz dahil, tıpkı bir tiyatro yönetmeninin oyununu sahneleyebilmek için başkalarının oyunlarında da kullanılmış dekor parçalarından yararlanması gibi, bizden önce başkaları tarafından sıkça tekrarlanmış sözcüklerden medet umarız."

13.   Koku – Patrick Süskind

a.      “Başka hiçbir şeyin gölgelemediği kendi varlığı içinde yüzüyor ve bu ona harika geliyordu."

14.   Homo Faber – Max Frisch

a.      “’Sizin toplumunuzda insan geberebilir,’ dedim, ‘siz farkına bile varmazsınız geberdiğinizin.’"

15.   Bitmeyecek Öykü – Michael Ende

a.      " Tüm varlıklar ve şeylere gerçekliklerini ancak doğru bir isim verebilir. Yanlış isim her şeyi gerçekdışı yapar."

16.   Fizikçiler – Friedrich Dürrenmatt

a.      “İnsanlar ne kadar planlı davranırlarsa, rastlantı da karşılarına o kadar etkili bir biçimde çıkar.”

17.   Hırsızlar Kralı – Cornelia Funke

a.      “Yetişkinler çocukken nasıldılar, bunu hiç anımsamazlar. Bunun aksini iddia etseler de."

18.   Kitap Hırsızı – Markus Zusak

a.      “Düşünecek bir sürü şey var. Çok hikaye var.”

19.   Teneke Trampet – Günter Grass

a.      “Benim her yere gidesim var, hiçbir yere dönesim yok.”

20.   Güven – Anna Seghers

a.      “Arkadaşına güven vermen için doğru, dürüst yalan söylememen gerekir.”

21.   Öğlen Kadını – Julia Franck

a.      "İnsanlarda iyilik ve kötülük yakalamak için pusuya yatmaktan vazgeçmeliyiz, insanın varlığına duygudaşlık göstermeliyiz."

22.   Kaptan Mavi Ayı’nın 13.5 hayatı – Walter Moers

a.      “Ne kadar gençseniz, sıkıntı o kadar çok acı verir.”

23.   Satranç Makinesi – Robert Löhr

a.      "’Bize inanacaklar mı?’ diye sordu Tibor son kez. ‘Mundus vult decipi’ dedi Kempelen. ‘Dünya aldatılmak ister. İnanacaklar, çünkü inanmak istiyorlar.’"

24.   Yalnızlığın Sonu – Benedict Wells

a.      “Şu hâline bir bak, diyordum kendime, yalnız kalmaya dayanamadığın hâlde, ne diye topluluk içinde yalnızlığı övüyorsun?”

25.   1913 – Florian Ilies

a.      Hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağı bir dönüm noktası. Eşi benzeri olmayan, muazzam bir yıl. 

26.   Edebiyat Eczanesi – Nina George

a.      “Kitaplar yalnızca hekimlik yapmaz, bazı romanlar insana hayatında şefkatle eşlik eder. Bazıları da tokat gibidir. Bir diğeri, sonbahar depresyonunuz başladığında omzunuza ılık bir havlu koyan kız arkadaşınızdır. Sonra bazıları... yani...bazıları da pembe pamuk şekerlere benzer beyninizi 3 saniyeliğine karıncalandırır ve geriye mutluluk verici bir boşluk bırakır.”

27.   Kalite Ülkesi – Marc-Uwe Kling

a.      "Beni değişme fırsatından mahrum bırakıyorsunuz çünkü gelecekte benim için neyin uygun olduğuna geçmişim karar veriyor!"

28.   Sekizinci Hayat – Nino Haratischwili

a.      Gürcü-Alman yazar

b.      “Hayali düşmanlar yaratmak, yok edici bir güç oluşturur. Çünkü güvensizliği düş­man değil, düşmanı güvensizlik yaratır.”

29.   Islak Bölgeler – Charlotte Roche

a.      “İnsan bir özelliğiyle ilgili olarak çok fazla iltifat alırsa bir şekilde bu özelliğe tahrip olur.”

30.   Sürü – Frank Schatzing

a.      “Sana da hiç oluyor mu, hani nerede olursan ol, başka bir yerde olmak istersin? Ve sonra aniden kaçmak isteyenin sen olmadığını anlarsın, bulunduğun yer seni dışarı atıyordur, sana oraya ait olmadığını söylüyordur.”

August 17, 2026 /Murat Can Aslak
  • Newer
  • Older

Powered by Squarespace