Soykırım Edebiyatı ve bir Şifa olarak Levinas ile Öteki
SabitFikir, Ağustos 2024
Levinas’a göre Batı felsefesi, Ben’de merkezileşir. Akla dayalı, tutarlı bir hayatı anlamlandırma çabası, “evrensel” kavramına ulaşmak için kullanılacak “bilme” ve “anlama” gelenekleri, dışsallıkları yok eden bir bütünlük, özdeşlik, aynılık üretir. Merkezdeki ben’den hareketle bir kendi kendine yetebilme düşüncesine ulaşılır. Değişmezin, aynılığın, bütünselliğin belirleyici rolü ışığında varlığın özü ve temeli arayışı (felsefi) düşünceyi, zihin yapılarını sarar. Özler ve temeller, yine aynının değişmezin önemine işaret eder. Bu arada felsefi arayışlar, aynı olan, aynı kalanlar üzerine yoğunlaşır. Aynılaşma idealleştirilir: Farklılıkların ötesinde bir aynılık ve bütünlük inşası bu bakışın ışığında değer kazanır. Epistemoloji de bilen özneyi merkeze alır ve öteki’ni bilgi nesnesi haline dönüştürüp, aynının parçası haline getirir. Nazizm’deki habis aynılık-bütünlük inşası da bu perspektifin bir varyantıdır.
Levinas’a göre bu ben merkezli bakış ve kişinin kendisi ile olan meşguliyeti, tüm hakikati “kendisi için ve kendisinde” görmesine neden olur. Başkalık aynılığa indirgenmektedir. Aynının sorgulanmasına neden olabilecek bir başkalık olanağı ortadan kalkmıştır. Aynının sorgulaması, kendi içinde yapılamaz, ancak başka tarafından yapılabilir. Yine Levinas’a göre bu başkalık olanağı ise, varolanlar düzeni yani ontolojiyi değil, etiği ilk felsefe olarak almakla aşılabilir. Böylelikle, benim kendiliğindenliğim başkası tarafından sınanacaktır, özne ancak bu sorgulamanın olanağında öznelliğini kazanabilir. Varoluş gerekçelendirilebilir. Aynılaşma, ötekine ben’in değerleri ile bakıp dayatma bir şiddet üretir. Levinas şiddetsiz bir felsefe önerir, başkanın aynıda eritilmesi şiddetine karşı çıkar. Merkezdeki ben’in tahakkümü ile aynının her şeyi kendisine benzetmesi sonluyken, başkanın başkalığı, benim ona verdiğim anlamı sonsuzca aşmasında bulunur. Bu yaklaşımla sınırlılık aşılır. Diğer ben’ler merkezdeki ben tarafından yutulamaz. Bu aşkınlık başkasıyla etik ilişkide somutlaşır. Başka bütünlükte erimez. Etik ilişkide somutlaşan sonsuz, bütünlüğe/sınırlılığa direnen aşkın bir varoluştur.
Levinas, Hegelci bütünselleştirici sonsuzun karşısına bütünselleştirmeye direnen “başkayla ilişki olarak sonsuz”u çıkarır. Levinas’ın farklılık temelli etik düşüncesi, insanların birbirlerinden sorumlu olduğu bir zemin oluşturur. Bu bir tolerans ya da hoşgörünün ötesinde varoluş temellerimizin dayanacağı bir bakışa işaret eder. Başkasının yüzü, etik varoluşun ve insani gerçekliğin başlangıç noktasıdır. Artık Ben, benle sınırlanmam; dünya benim vizyonumla sınırlanmaz, ben ötekinin yaptığı şeyimdir de aynı zamanda. Başkası’nın/Öteki’nin anlamını kavramak temel önemdedir. Başkasıyla ilişkilenme ve başkasıyla karşılaşma, dünyayla ve kendimizle ilişkimizin esas kaynağıdır.
Temmuz ayını, tarihsel bağlamda şiddet ve yıkım yaratma kapasitesi ile ilgili kuşkuları elden bırakmadan büyüklüğü karşısında reverans yaptığımız Alman kültürüne -ve bunun üzerinden edebiyatına- ayırmıştık. Bir yönüyle dünyanın sanat, bilim ve felsefi birikimini omuzlayan bu kültürel sıklet merkezinin, diğer taraftan “Medeniyet”in en az iki kez alevlere düşmesine nasıl neden olduğu konusu tartışılabilir. Ağustos’ta büyük resimden en karanlık detaya uzanmaya cesaretimizi topladık ve alman kültürünün, kucağında tutmaya çalışsa tutamadığı, unutmaya çalışsa unutmadığı, nedamet getirse rahatlayamadığı, günümüz politik iklimini de çamura saplayan en büyük günahlarına edebiyat üzerinden yaklaşmaya karar verdik. Felsefenin ve bilimin dili şimdilik ayrı dursun; dünyanın içinden geçtiği bu zor günlerde, sanatın diliyle, o karanlık günlerde neler olduğunu kavramak için ya da en azından idrakımızı genişletmek için, soykırıma dair farklı perspektifleri aynı gözlere uzatıyoruz.
1. Hayat Kıvılcımı – Erich Maria Remarque
a. “Sizin başkalarına yaptıklarınızı neden sizlere yapmasınlar?”
2. Ahşap Sandık Üzerindeki Çocuk – Leon Leyson
a. “Hayat, derdin tasanın olmadığı, hiç bitmeyecek bir yolculuk gibiydi benim için. İşte bu yüzden, en korkunç masallar bile beni, sadece birkaç yıl sonra yüzleşeceğim canavarlara, defalarca ölümün kıyısından dönmeme veya hayatımı kurtaran canavar kılığındaki kahramana karşı hazırlayamazdı.”
3. Çizgili Pijamalı Çocuk – John Boyne
a. “Ama sanırım nereye gidersem gideyim birilerini özlerim.”
4. Sophie’nin Seçimi – William Styron
a. Hayal ürünü kötülük... romantik ve renklidir, oysa gerçek kötülük karanlıktır, yavan, anlamsız, boğucu.
5. Sahaf Mendel – Stefan Zweig
a. “Kitapların da kendilerine özgü kaderleri vardır.”
6. Gece – Elie Wiesel
a. Söyleyecek çok şeyim vardı ama onları anlatacak kelimelerim yoktu.
7. Transit – Anna Seghers
a. "Boşuna bir bekleyiş cehennemin ta kendisidir.”
8. Anne Frank’ın Hatıra Defteri – Anne Frank
a. Roman değil günlük
b. “Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor. Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim? Umudum var.”
9. Auschwitz Kütüphanecisi – Antonio Gonzales Iturbe
a. “Savaş bir nehir misali önüne konan her şeyi içine alıp sürüklüyordu.”
10. Açlığın Şarkısı – Jean-Marie Gustave Le Clezio
a. 1930’lar Fransa’sının soykırıma giden yoldaki aymazlığı hatta Nazi rejimi hayranlığını konu alıyor.
b. “Sahiden de bu kelimeler gerçeklikten uzaktı.Belki de hayatı perdelemeye yarıyordu.”
11. Periodik Tablo - Primo Levi
a. "Ama yaşamak, damarlarımızdan akan gençliğin tadını çıkarmak istiyorduk. Dolayısıyla da gönüllü bir körlük dışında başka seçeneğimiz yoktu."
12. Maus – Art Spiegelman
a. “Ne hayatta kalanlar en iyileriydi, ne de en iyiler öldü.”
13. Yıldızları Saymak – Lois Lowry
a. "’Tekrar ne zaman kek yiyebileceğiz?’ ‘Savaş sona erince,’ dedi… Ve ekledi: ‘Askerler gidince.’"
14. Cennetin Hırsız Melekleri – Jerry Spinelli
a. “Kendimi fındıktan kalbi olan sütlü şeker gibi hissederdim.”
15. Savaş Yalanları – Louis Begley
a. “1939'un Eylül ayında her şey bitti.”
16. Auschwitz Dövmecisi – Heather Morris
a. “Gerçeklikten biraz olsun kaçmak istemem çok mu yanlış?”
17. Boyalı Kuş – Jerzy Kosinski
a. “Beni şaşırtıyordu şu Almanlar. Amma ziyankardılar ha! Böylesine acımasız, sefil bir dünyanın hakimi olmak neye yarardı?”
18. Son Durak Auschwitz – Eddy De Wind
a. “Yıkanma odasının duvarlarında özlü sözler yazılıydı: ‘Reinlichkeit ist der Weg zur Gesundheit.’ (Sağlığın yolu temizlikten geçer) ‘Halte dich sauber’ (Kendinizi temiz tutun).”
19. Kurtlar Arasında Çıplak - Bruno Apitz
a. “Düşündü: Sen bir insansın, öyleyse kanıtla bunu...”
20. Saklı Bahçeler Haritası – Nermin Yıldırım
a. Galiba artık insanın insana yapabileceklerine hayret etmekten vazgeçmiş bir demdeyim.
21. İnsanın Anlam Arayışı – Viktor E. Frankl.
a. Otobiyografik, Logoterapinin ilkeleri
b. “Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmaktır.”
22. Ruhsal Saat Tamircisi – Lidya Nasman
a. “İnsanların geneli bir çıkış yolu bulduğunu hissettiğinde sorgusuz sualsiz inanmaya eğilimlidir. Ancak dünya bir şeylere körü körüne inanmak için çok doğru bir yer değildir.”
23. Hikayeci – Jodi Picoult
a. Soykırımın etkilerinin peşinden biraz zamanda ileri sarıyor Picoult
b. “Önemli olan hayatınızdaki yıllar değil, yıllarınızdaki hayattır.”
24. Kitap Hırsızı – Markus Zusak
a. Dünyanın bir fabrika olduğuna garanti verebilirim size. Güneş onu döndürüyor, insanlar yönetiyor.
25. Schindler’in Listesi – Thomas Keneally
a. “Asıl zor olan, yapmaya karar verdiğin şeyle yüzleşmekti.”
26. Aşkın Tarihi – Nicole Krauss
a. “Seni kaybetmek kötü olmalı. Ah? Şimdi de ayrıntıların peşinde mi koşuyorsun? Sahip oldun, olmadın! Beni dinle! Kaybetmeyi meslek haline getirdin. Şampiyon bir kaybedensin! Ama yine de. Ona sahip olduğunun kanıtı nerede?”
27. Sarah’nın Anahtarı – Tatiana De Rosnay
a. “Etrafımdaki insanların çoğu kayıtsızdı. İnsanlar bunun normal olduğunu düşünüyordu.”
28. Bahçe Küller – Danilo Kiş
a. “Her birinin kendi kişisel cehenneminde yaşadığı vücutlarından, giysilerinden, yüzlerinden… kapıldıkları dehşeti gizleme çabasıyla içeri çektikleri göğüslerinden, zırh niyetine kullandıkları ışıl ışıl mücevherlerden anlaşılıyordu; ağızları korku saçan kesinliklere dair yargılarla doluydu…”
29. Dachau’dan Sonra – Daniel Quinn
30. Lüneburg Varyantı – Paolo Maurensig
a. Bir satranç karesine sığan yaşamlar...
