Murat Can Aşlak Kitap ve Film Yazıları

filmler ve kitaplar üzerine ve üzerinden fikri tepişmeler

  • Anasayfa
  • Filmler
  • Filmler Listeler
  • Serbest Yazılar
  • Kararsız Okur
  • Kitaplar
  • Hakkımda

Senaryolar: Ne kuş ne fil olmayan bir ucube mi, filmin iribaş hali mi, yoksa keşfedilmeyi bekleyen edebi bir form mu?

August 17, 2026 by Murat Can Aslak

SabitFikir, Eylül 2024

Edebiyat, diğer sanat eserlerine yaklaştığı yerlerde kendi alt türlerini çeşitlendirip derinleştirme esnekliğine sahip bir sanat türüdür. Mesela, şiir ile müziğin arasındaki etkileşim kanalı ve iki sanat formunun paylaştıkları ritim gibi kavramlar üzerine uzun uzadıya konuşabiliriz. Edebiyatın görece çok daha yeni bir sanat türü olan sinemaya yaklaştığı yerde ise tartışmaya çok daha açık bir alt tür, belki bir ara form ya da kimilerince ham olarak nitelendirilebilecek bir edebi eser türü var: Senaryolar. Bütünlüklü bir edebi eser olan bitmiş bir senaryo, bitmemiş bir sanat eserinin -bir filmin- kendini üretirken yutup, sindirip, bünyesinde başka bir töze dönüştürüp başka bir forma soktuğu bir edebi tür olarak kendine has bir konuma ve doğaya sahiptir. Burada filmin, kendi üretim süreçlerine aşkın olduğunu hatırlamakta fayda var. Seyirci olarak bir filmle ilişki kurarken -onu tecrübe ederken- filmi üretim süreçlerine indirgemenin, sinema tecrübesini iğdiş eden ve sinemanın şiirselliğini ortadan kaldırıp kurutan bir yanlış olduğunu düşünüyorum. Senaryo, sinemayı besleyen, filme girdi olarak giren bir edebi form olarak değil de doğrudan filmin bir parçası olarak ele alınırsa, bir filmin en az sinematik parçası olarak yaftalanacaktır. Bir filmi bir “oluş” olarak ele almayıp, onu parçalama gafletine düşecek olsaydık senaryonun; dekordan da ışıktan da sesten de kurgudan da çekim açıları ve plan tercihlerinden de daha az sinematik olduğunu görecektik. Ancak bu bir filmin parçalanamazlığını -parçalandıkça doğasının değiştiğini- görmezden gelen, sinemanın nasıl bir “oluş” olduğunu yanlış kavrayan bir perspektifin bizi düşüreceği bir hata olurdu.

Bir filmi parçalamaya dayanan tüm yargılarımız da dolayısıyla ölü doğan fikirlerdir. Yerimiz dar yekten söyleyeyim: Senaryo, film kendini üretirken, olduğu gibi kalmaz. Nasıl ki bir kedi - tüm diğer kedi tanımları bir yana- bir yandan da “kedi mamasını kediye dönüştüren” bir organik sistemse, sinema da; senaryo, yönetmenin vizyonu, oyunculuklar, dekor ve çekim tercihleri, oyuncular gibi pek çok öğeyi alıp bunlardan film yapan büyülü bir sistemdir/sanattır. Filmi üreten özne nedir sorusuna, kısa cevabım “filmin kendisi” olurdu. Uzun cevabı en iyi Daniel Frampton “Filmozofi” kitabıyla vermiş; sinema tecrübesini zenginleştirmek isteyen tüm seyircilere hararetle bu kitabı tavsiye ederim. İnsanlıkla ilişkisi çok gerilere gitmeyen sinema sanatının ne olduğu sorusuna baktığımız perspektifleri çeşitlendirmenin senaryoların sanat evrenindeki konumu ve gizil güçleri üzerine vizyonumuzu genişletebileceğini düşünüyorum. Senaryolara karşı yerleşmiş, “ne kuş (edebi) ne deve (sinemasal) olmayan bir ucube” algısını aşmaya ve başka hiçbir yerde bulunmayan kendine has imkanlarını keşfe belki buradan başlayabiliriz. Belki de o zaman gün gelir, yapacağımız bir senaryolar seçkisi daha çeşitlenir, zenginleşir ve bu sayfalara sığmaz. Bugün ise bu sayfayı dolduran seçkiyi tamamlamak için senaryo tanımını biraz esnetmemiz gerekti.  

Liste:

1.      Kirazın Tadı – Abbas Kiyarüstemi

o   “… Muhterem beyim, hasta olan sizin düşünceleriniz fakat sizle ilgili bir sorun yok. Bakış açınızı değiştirin. Kendimi öldürmek için evden çıkmıştım ama bir dut beni değiştirdi. Sıradan önemsiz bir dut. Dünya göründüğü gibi değildir. Bakış açınızı değiştirmelisiniz ki dünya değişsin. İyimser olun. “

o   Film, Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödüllü (1997)

2.      Lulu Köprüde – Paul Auster

o   “Hayat bu işte! Her şey insanların birbirine neler yaptıkları ve senin bunu anlamlandırmaya çalışmandan ibaret”

3.      Sen Ben Lenin – Barış Bıçakçı, Tufan Taştan

o   “EROL: Siyasi miydi kocan?

GÜL ANA: Boylu posluydu. Çiçek açar yaprak dökerdi. Dalları suya değerdi. Arkadaşları da öyleydi.”

4.      Rashomon – Akira Kurosawa

o   “Fakat gerçekten iyi olan birisi var mıdır? Belki de iyilik yalnızca bir düş.”

o   Film, Venedik Film Festivali Altın Aslan ödüllü (1951)

5.      Kış Uykusu – Nuri Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan

o   “Kafasında daha fazla fikir barındıran biri, diğerlerinden daha eylemci sayılır. Hiçbir şey yapmasa bile.”

o   Film, Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödüllü (2014)

6.      Bir Zamanlar Anadolu’da – Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan ve Ercan Kesal

o   “Otopsi tutanak sesleri ilkokul bahçesinden gelen çocuk sesleri ile içiçe duyulur. Yaşam ve ölüm sesleri Bir arada gibi.”

o   Film, Cannes Film Festivali Büyük Jüri ödüllü (2011)

7.      Yol – Yılmaz Güney

o   “Adamın aklı kendine düşman olur mu? Benim aklım bana düşman.”

o   Film, Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödüllü (1982)

8.      Gündüz Güzeli – Luis Bunuel ve Jean-Claude Carriere

o   Burjuva ahlakı üzerine bir eleştiri.

o   Film, Venedik Film Festivalinden Altın Aslan Ödüllü (1967)

9.      Annie Hall – Woody Allen

o   “Ben mutlu olmak istemiyorum , seninle olmak istiyorum.”

o   Film, En İyi Senaryo dahil 4 Oscar ödüllü (1978)

10.   400 Darbe –  François Truffaut, Marcel Moussy

o   Truffaut’nun çocukluğuna kök salan film, Fransız toplumsal yapısı ve özgür karakterli çocuklara yapılan adaletsizlikler üzerine bir eleştiri.

o   Film, Cannes Film Festivali En İyi Yönetmen ödüllü (1959)

11.   Yaşasın Meksika – Sergey Eisenstein

o   Eisenstein’ın Amerikalı prodüktörlerle anlaştıktan sonra Hollywood’un politik duvarına çarpması sonucu tamamlanamayan filmi.

12.   Bir Evlilikten Sahneler – Ingmar Bergman

o   “Hayır, açıklayamam çünkü bu bir duygu. Artık gerçek olduğumu hissetmiyormuşum gibi bir şey.”

13.   Sonbahar - Özcan Alper

o   "Her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının çocuklarına..."

o   Film, SİYAD Ödülleri’nden En İyi Film ve En İyi Senaryo dahil 4 ödüllü

14.   Beynelmilel – Sırrı Süreyya Önder

o   “Bir şarkının niçin yakıldığını bilmeyenler, nasıl söyleneceğini de bilmezler.”

o   Film, İstanbul Film Festivali Jüri Özel ödüllü (2007)

15.   Dondurmam Gaymak – Yüksel Aksu

o   “Hiçbir katkı maddesi içermiyor.”

o    Film, İstanbul Film Festivali Jüri Özel ödüllü (2006)

16.   Kaplumbağalar Da Uçar – Behmen Ghobadi

o   “Beni ağlatmayın. Benim gözyaşlarımı silecek ellerim bile yok."

o    Film, Berlin Film Festivali Kristal Ayı – Özel Mansiyon ödüllü (2005)

17.   Balalayka – Işıl Özgentürk

o   Film, SİYAD Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo dahil 7 adaylık

18.   Bir Özgürlük Şarkısı - Peter Fonda, Dennis Hopper, Terry Southern

o   Film, Cannes Film Festivali En İyi İlk Eser ödüllü (1969)

o   Amerikan Bağımsız Sinemasının en ikonik filmlerinden. Amerikan rüyasının ipliğini pazara içerden çıkartan bir karşı-kültür örneği.

19.   Usta Beni Öldürsen E – Barış Pirhasan

o   Senaryonun tam metni, iki yazarın senaryoyla ilgili yazışmaları ve filmden kareler

o   Film, Antalya Film Festivali Altın Portakal ödüllü (1997)

20.   Manhattan – Woody Allen

o   "Ne kadar çok dahi tanıyorsun böyle? Arada bir aptallarla da karşılaşmalısın. Bilinmez, belki onlardan da bir şey öğrenebilirsin."

o   Film, Cesar Ödülleri’nden En İyi Film ödüllü (1980)

21.   Shoah – Claude Lanzmann

o   Yahudi Soykırımı üzerine 9 saatlik belgeselin senaryosu

o   “Katıksız Başyapıt” – Simone de Beauvoir

22.   Karakomik Filmler  - Cem Yılmaz

o   2 Arada ve Kaçamak isimli iki orta metraj

23.   Balans ve Manevra – Teoman

24.   Büyük Diktatör – Charles Chaplin

o   ABD’nin henüz savaşa girmediği dönemde Nazizm ve totalitarizm eleştirisi…

Bonus:

25.   Senaryo:  Senaryo yazımının Temelleri – Syd Field

26.   Hikaye: Senaryo Yazımının Tözü Yapısı Üslubu ve İlkeleri – Robert McKee

27.   Filmozofi – Daniel Frampton

o   “Filmozofi, film biçimini düşünülmüş bir şey olarak, filmin dramatik kararı olarak görmemizin, filmin anlatabilme ve etkileyebilme yollarını anlamamıza yardımcı olacağını ileri sürer. (…) Filmozofi, filmi organik bir varlık olarak kavramsallaştırır; yani, filmdeki karakterlere ve mevzulara dair düşünen bir “film-varlık” olarak. (…) Film-zihin, “dışsal” bir güç olmadığı gibi, ne mistik bir varlıktır ne de görünmez bir ötekidir, bizzat filmin “içinde”dir; kendi söylemini, akışını yönlendiren, belirleyen filmin ta kendisidir. Başka bir deyişle, film-zihin “filmin kendisidir”.”

28.   Sinema I-II – Gilles Deleuze

August 17, 2026 /Murat Can Aslak
  • Newer
  • Older

Powered by Squarespace